![]() |
|||
Güncelleme: 04.03.2008 |
|||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
ÖLÜM DEĞİL ÇÖZÜM!Türkan Uzun Kuzey Irak'a düzenlenen kara harekâtının ilk haftasında yüzlerce insan öldü; her gün de yeni ölüm haberleri geliyor. Anaların yüreği yanıyor. İster Türk olsun ister Kürt, savaşta çocuklarını, eşlerini, sevgililerini, kardeşlerini, arkadaşlarını yitirenler aynı acıyı yaşıyorlar. Canlarından canları koparılıyor. Artık yeter diyoruz. Öldürme ve ölmeye dayanan bu kısır döngünün kırılmasını istiyoruz. Harekât, ölüm ve yıkım kusarken hep bir ağızdan "vatan sağ olsun" dememiz isteniyor. Demiyoruz! Tersane işçisini ölüme, toplumun çoğunluğunu işsizlik, yoksulluk ve sosyal güvenliksizliğe, işçiyi sendikasızlığa, gençleri umutsuzluğa mahkûm eden, hiçbir toplumsal sorunu çözmeyenlerin çıkarı için dökecek kanımız yok. Operasyonların ve kara harekâtının derhal durdurulması ve bütün birliklerin geri çekilmesini istiyoruz. Operasyonların ve kara harekâtının terörle mücadele için zorunlu olduğu iddia ediliyor. ABD Başkanı George Bush da 11 Eylül 2001 saldırısından sonra aynı şeyi söylemişti. Aradan yedi yıl geçti; Afganistan ve Irak savaşları yaşandı; İsrail Lübnan'a saldırdı. Bölgenin daha güvenli bir yer haline geldiğini kim iddia edebilir? Tam tersine istikrarsızlık gün geçtikçe artıyor. İsrail Filistin'e yönelik 60 yıldır aynı politikayı uyguluyor. Sonuç? Filistin sorununun çözüldüğünü söyleyebilecek olan var mı? “Güneş Harekâtı” da Kürt sorununu askeri bir çerçeveye hapse-derek siyasi barışçıl bir çözümün yolunu karartıyor. Generaller ve AKP, Bush'un "terörizme karşı mücadele" yolundan yürüdükçe, hem bu topraklarda hem de Ortadoğu'da çok daha fazla kan akacaktır. Şimdi operasyon ve kara harekâtına karşı barış ve kardeşliğin sesini güçlendirme zamanı. Kürt sorunu, kan dökmekten başka bir işe yaramayan askeri yöntemlerle çözülmüyor. Çözüm ve akan kanın durdurulması ancak barışçıl-siyasi bir çerçevede adil çözüm için somut adım atılmasını, harekâtların değil demokrasinin derinleştirilmesini gerektiriyor. Barış ve kardeşlik için her eylemi, etkinliği ve çabayı, "ölüm değil çözüm" diyen her sesi güçlendirelim. Irak işgalinin yıl dönümü nedeniyle çağrılan 15 Mart eylemini TSK dahil bütün orduların Irak'tan çekilmesi talebiyle inşa edelim. Ölüme Karşı “Kardeşlik Sağolsun”!Yıllarca Kürt sorununu çözümsüzlüğe boğan Türk egemenleri "illa ki ölüm" diyerek Irak'a kara harekâtı yapıyor. Generaller “PKK'yi bitirme” ve “bir daha harekât yapma gereğini ortadan kaldırma” hedefine ulaşıncaya kadar da Irak'ta kalacaklarını söylüyorlar. Bunun dışında hiçbir şey belli değil. Harekât coğrafi olarak ne kadar güneye iner, ne kadar sürer, “bitirmek” ne demektir? Kısa sürede “hedefe” ulaşılmazsa K. Irak işgal mi edilecek; belirsiz. Bu belirsizlik son derece tehlikelidir. Hem Bağdat hükümetinden hem de Güney Irak'taki Şii lider El Sadr’dan protestoların yükselmesi boşuna değil! TSK'nın sınırda bir tampon bölge oluşturmak istediğini, Irak'ın içişlerine sürekli karıştığını bilmeyen yok. Sınır-ötesi operasyonların ve kara harekâtının PKK dışında hedefleri olduğundan da şüphelenmeyen kalmadı. Arap basını harekâtın tozu dumanı altında ABD-İsrail-Türkiye bölgesel projelerinin gizlendiğini iddia ediyor, El-Hayat gazetesi ise İran'ı işaret ediyor. Kesin olan ise bölgesel güç olma yolundaki Türkiye'nin gece operasyonları ve kış koşullarında bir kara harekâtı ile muazzam bir askeri kapasiteye sahip olduğunu “dosta-düşman”a sergiliyor olmasıdır. Askeri çözüm yokOperasyonların ve harekâtın hedefi olan PKK, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan Kürt sorunun kendisi değil sadece bir belirtisidir. Kürt sorunu adil bir çözüme kavuşturulmadan, bu sorunun ortaya çıkardığı PKK ya da önceki 28 isyana benzer mücadeleler devam edecektir. "Kürt yoktur" diyerek sorunu görmezden geldiklerini artık emekli generaller bile itiraf ediyor. Kürt sorununun çözümü bütün toplumun yararınadır. Çözümsüzlük ise bu savaşta hayatını ortaya koymayan, sınırlı kaynaklarımızın savaşın finansmanında kullanılması nedeniyle yoksullaşmayan küçük bir kesimin işine yarıyor. Toplumun çoğunluğu bu savaştan zarar görüyor ama küçük bir kesim çözümsüzlüğü derinleştiren askeri operasyonları, baskıları, yasakları onaylamamızı istiyor. Kürt sorununun adil bir çözümü için gerekli olan siyasi ve barışçıl yaklaşımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. PKK, bu yönde somut adımlar atılırsa silah bırakmaya hazır olduğunu açıkça ifade ediyor. Böyle bir ortamda PKK'nin üzerine tankla tüfekle gidilmesi çözümsüzlüğü derinleştirecek ve çatışmanın devamını garantileyecektir. Kan aktıkça halkların kardeşlik duygusu zayıflarken çözüm yolları tıkanıyor. Dolayısıyla operasyonlar ve harekât Kürt sorununda adil bir çözümü kolaylaştırmıyor; aksine zorlaştırıyor. Harekât generallerin ifade ettiği hedefine ulaşsa bile, böyle bir “bitiş” sadece yeni bir başlangıcın temeli olur. Asıl sorun çözülmedikçe de çetelerin kol gezdiği, demokrasinin bir türlü yeşeremediği Türkiye Cumhuriyeti, Korkular Cumhuriyeti olmaya devam eder. Kimin çözümü?Yoksullar, işçiler, köylüler, kadınlar, eşcinseller, Aleviler, gayri-müslimler tek başlarına kaldıklarında Korkular Cumhuriyetinin kendilerine dönük “çözümleri”ni çok iyi biliyor. Alevilerin yıllarca inanışlarını saklayarak yaşaması, iş başvurusunda eşit muamele görmek isteyen bir eşcinselin cinsel yönelimini gizlemesi, eşit haklar isteyen kadınların "kadınlıklarını bilerek" davranmaları, işçilerin işyerinin yöneticilerinin dediklerini yapması sorunu ne kadar çözüyorsa Kürtlerin hak taleplerinin silahla bastırılarak bu taleplerin duyulmaz hale getirilmesi ancak o kadar çözüm olabilir. Bu tür tek taraflı çözümler sadece toplumun küçük bir kısmını mutlu eder. Eşitlik, demokrasi, adalet, iş güvenliği, sendikal örgütlenme hakkı, barış, özgürlük ve hak arama talepleri mahkemelerle, disiplin cezalarıyla, yetmezse F tipi hapishanelerle; bunlar da yetmezse silahla, copla, dipçikle, bombayla bastırılmak isteniyor. Sonra da bunun adı çözüm oluyor. Sorunları yaratan Tuzla'da teker teker, göz göre göre ölmeye razı olmadıkları için yolu trafiğe kapatan tersane işçileri değildir. Tekel'in özelleştirilmesini durdurmak için özelleştirme idaresini kuşatan işçiler de değildir. Sorun, eşit muamele görmek isteyen kadınların, eşcinsellerin, Alevilerin ya da gayri Müslimlerin isyan edip "yeter artık" diye bağırmaları değildir. Sorun; adaletsizliktir, yoksulluktur, eşit olmayan koşullardır. Sorunun çözümü daha çok baskı, daha çok yoksulluk ve adaletsizlik olamaz. PKK öne sürülerek yapılan operasyonlar ve kara harekâtı da; sosyal güven(siz)lik tasarısı, yoksulluk, işsizlik ve baskılar da aynı sürecin parçasıdır. Mesele yaşadığımız çok sayıda sorunun hangi güç dengeleri üzerinden, kimlerin lehine çözüleceğidir. Sınır-ötesinde güçlenen bir Türk devleti, sınırın berisinde de toplumun çoğunluğuna karşı sahip olduğu sopayı büyütecektir. Bu güçlenme bölge ve Türkiye halklarının çıkarlarıyla tümüyle ters orantılıdır. Diğer taraftan sosyal güvenlik tasarısında öngörülen 9000
prim gününden ölen Kürt sayısı kadar gün azaltılmayacaktır. Ya da Kürt
halkı lehine olan gelişmeler Türk kökenli sömürülen ve ezilenlerin haklarının
azalmasına neden olmaz. Tam da bu nedenle bugün "vatan sağ olsun" demek, Türk bayraklarına sarılmak, Türkiye'nin bölgesel güç olmasını sevinçle karşılamak, hatta belki Kerkük hülyalarına kapılmak kendi tabutumuza çivi çakmaktan başka bir şey değildir! Toplumda sömürülen çoğunluğun ve ezilen kimliklerin lehine adil çözümlerin yolu sorun ve mücadele gündemlerinin ortaklaştırarak farklı kesimlerin birbirine sahip çıkmasından geçiyor. Operasyonlara, kara harekâtına ve oluşturduğu çözümsüzlüğe karşı halkların kardeşliği, adil çözüm için birleşik mücadele "sağ olsun" diyelim. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||