![]() |
|||
Güncelleme: 14.05.2009 |
|||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
Solda yeni parti tartışmalarıTarihi buluşmaya doğru hepberaber...Türkan Uzun 2007 genel seçimlerinden beri süren solda yeni bir parti oluşumu tartışmaları 29 Mart yerel seçimleri sonrasında yeniden hızlandı. Solda bütün mağdur ve muhalif kesimleri kucaklayacak ortak bir parti kurma isteği ve talebi yoğun. Çok sayıda kesim bunu tartışıyor ancak farklı inisiyatif ve öneriler söz konusu. Seçim sonrasında gelişen bir öneri CHP'ye katılmak ve partiyi içeriden dönüştürmek yönünde. Bir başkası SHP'ye katılıp onun içinde bir özgürlükçü sol kanat oluşturmaya dayanıyor. Solda ortak ve kitlesel bir parti arayışı CHP'nin uzun yıllardan beri işçi ve ezilenlerin taleplerinden uzaklaşarak sağa kayması nedeniyle solda bıraktığı boşluğun doldurulması ihtiyacına dayanıyor. Yerel seçimlerde CHP'nin oy artışı bir sola çekime değil statükocu, ergenekoncu, milliyetçi, laik cepheci kanadın güçlenmesine hizmet etti. Son dönemde de ABD ve AB konseptleri dışına çıkmayacağının da işaretlerini veren, kendisini küresel ve yerel egemenler ile iyi geçinen bir iktidar adayı olarak lanse etmeye çalışan bir CHP, işçi ve ezilenlerin kürsüsü olabilir mi?? Murat Karayalçın'ın CHP'den Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na aday olması SHP'den CHP'ye doğru bir köprü kurdu. SHP Başkanı Uğur Cilasun yalanladı ama partinin haziran ayında yapılacak genel kurulunda CHP'ye katılma konusu tartışılacak. SHP'de buna karşı dirençler söz konusu. Böyle dirençler güçlü ise SHP bölünür. CHP'ye karşı çıkanlar bunu özgürlükçü bir zeminden yaparlarsa bu kesimlerle bir buluşmanın gerçekleştirilmesi gerektiği son derece nettir. Ancak SHP'ye gitme ve orada sol bir kanat oluşturma önerisi aslında kimlerle gidilecek sorusunu doğuruyor. Söz konusu olan özgürlükçü solcuların ve sosyalistlerin reformist diye adlandırılan SHP'ye katılımı ise bu kendi içinde bir mantık taşır. Yeni parti tartışmalarında hep geniş bir yelpazeden bahsediliyor: işçiler ve solcularla beraber Aleviler, Kürtler, kadın ve çevre hareketi, savaş karşıtları, liberal demokratlar vb. Bu kadar geniş bir yelpaze SHP'ye sığmaz. Ancak SHP'lilerin de içinde yer alacağı ortak yeni bir parti geniş kesimleri kucaklayabilir. Çatı Partisi GirişimiKamuoyunda Çatı Partisi Girişimi olarak bilinen öneri uzunca bir süredir gündemde. DTP, SDP ve EMEP tarafından geliştirilen Çatı Partisi önerisi bir partiler bloğu olmaktan çıktı, sömürülen ve ezilen geniş kesimlerin temel toplumsal talepleri etrafında sandıkta ve sokakta bir alternatif oluşturmak üzere buluşmasına doğru evrildi. Çatı Partisi adı bu değişimi ifade etmediği için de haziran ayında yapılacak meclis toplantısında yeni bir isim üzerine durulacak. Aralıkta İstanbul'da yapılan toplantının sonuç bildirgesinde herkesi "Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmenin önünde engel oluşturan siyasal ve sosyal sorunlara, küresel kapitalizmin yarattığı kriz ve tahribatlara karşı işçi sınıfından, ezilenlerden ve demokrasiden yana ortak mücadeleyi örmeye; sömürüye, şiddete, erkek egemenliğine, cinsiyet ayrımcılığına, çevre tahribatına, şovenizme ve militarizme karşı"… "önce katılan sonra katılan, örgütlü ya da bireysel katılan ayrımı yapmadan"… "program ve tüzüğü birlikte tartışarak oluşturmaya" çağırıyor. Toplantı sırasında DTP temsilcileri, partinin Kürt sorununun çözümü gibi tek bir eksende olmasının hiçbir şekilde düşünülmediğini, birliğin yüzünü geniş kitlelere dönük ve büyümeye odaklı olmasını istediklerini net bir şekilde ifade ettiler. Sık sık İstanbul ile Diyarbakır'ı buluşturan bir parti çalışması üzerine duruldu. İstanbul ile Diyarbakır'ı buluşturma stratejik bir hedeftir. En genel anlamda muhalefetin temel sorunlarından birisi sömürü ve kimlik sorununa karşı mücadelelerin farklı kulvarlarda farklı kesimlerce yürütülmesidir. Sömürülen kesimlerin barış taleplerine, kimlik hakları için mücadele verenlerin de sosyal taleplere uzaklığı her iki mücadeleyi de zayıflatıyor. Ayrı kulvarlardan ilerleyen hareketlerin ortak talep, gündem, mücadele ve siyasi pratiklerinde ve dolayısıyla ortak bir partide buluşmasının zorunluluğu kendini uzunca bir süreden beri dayatıyor. 20-21 Aralık'ta İstanbul'da 8 Şubat'ta Ankara'da, 9 Mayıs'ta Adana'da birer meclis-forum toplantısı gerçekleştirildi. Mayıs ve haziran aylarında farklı illerde toplantılar yapılacak. Bu toplantılar yeni bir parti nasıl kurulacağını, program ve tüzüğün nasıl oluşturulacağını birlikte tartışmayı hedefliyor. Dolayısıyla "hey" ya da "ney" denilecek hazır program ve tüzükler yok. Olsaydı zaten "birlikte şekillendirme"den bahsetmek mümkün olmazdı. Haziran ayının sonuna doğru Ankara’da toplanacak bir mecliste, yerellerden gelişen önerilerin genel hatlarıyla ortaklaştırılması hedefleniyor. Böylesi bir parti ciddiyetle üzerinde düşünülmeye ve mümkün kılmak için emek vermeye değer. Şu an için istenilen genişliğe ulaştığını kimse iddia edemez. Genişletme ancak ortak bir çabanın ürünü olabilir. Çatı Partisi'ne karşı tartışmalarÇatı Partisi'ne karşı farklı tartışmalar söz konusu. Çatı girişiminin bir partiler bloğu olduğu iddiası ile karşısına kitlesel sol parti ve özgürlükçü sol seçenek önerileri konuluyor. Yani Çatı Partisi girişiminin kitlesel, özgürlükçü veya sol olamayacağı mı iddia ediliyor? Hiç zannetmiyorum. Çatı partisi girişimine emek veren ile kitlesel sol parti veya özgürlükçü sol seçenek diyen iki genç yan yana geldiğinde ve nasıl bir oluşum istediklerini biraz açtıklarında aynı dilden konuştukları ortaya çıkıyor. (Bu somut olarak yaşanmış bir olaydır) Öyleyse mesele nedir? Yapılan bölge meclisleri ve kent konferanslarına katılarak buradan ortak bir proje ile çıkmak son derece mümkün. Yani somut tartışmaları, tesadüfe bırakmadan daha sistematik ve sonuç almaya dönük toplantılarda yapalım. Mesele DTP'nin devre dışı bırakılacağı bir kitlesel özgürlükçü sol parti kurmak isteği ise bu açıkça ifade edilmeli. Şu anda DTP'nin kitleselliği ile batıda CHP dışındaki güçlerin
zayıflığı arasındaki orantısızlığın parti içi demokrasi konusunda yaratacağı
soruna çözüm önerileri geliştirilmesi gerekiyor. DTP de bu konuda önerilere
açık olduğunu ifade etmektedir. Mesele Çatı Partisi'ne katılmadan önce batıda yeni bir sol parti kurmak ise bu yine açıkça ifade edilmedi. Tam da bu noktada yeni bir partinin organik bir yapıya sahip olması gerektiği tartışması ile karşılaşıyoruz. Böylesi bir parti, DTP dışında yine geniş bir yelpazeyi hedefleyerek ideolojik bir temelde değil temel toplumsal talepler etrafında yola çıkmanın ötesinde bir hedef koyamaz; koymamalıdır da. Böylesi heterojen bir yapının organik olmasını beklememek gerekiyor. Organik demek verili durumda örgütlü olan güçlerin örgütlerini lağvederek birey olarak yeni partiye katılmalarıdır. Yani çevre hareketinde yer alanlara “Yeşiller Partisi'ni kapat da gel” denilecektir. Heterojen olan yapıları organik hale getirme çabası, dağılma dinamiklerini daha baştan partinin çimentosuna katma anlamını taşır. Bütün gerilimler parti içine taşınır ve burada çözülmek durumunda kalır; çözülemediği noktada da parçalanır. Bunu yerine ortak hedefler etrafında buluşup birlikte mücadele edelim, sandığa birlikte gidelim; ama kısa ve uzun vadede farklı hedefleri olanlar da kendi yapılarını ve çalışmalarını sürdürsünler. Batının özgürlükçü sol seçeneği önerisi bir başka sorun daha oluşturuyor: Böylesi yeni bir parti Kürtlerle de buluşacaksa bu buluşma kaçınılmaz olarak partiler üzerinden olacaktır. Dolayısıyla blok yaklaşımları ve bunun beraberinde getirdiği bütün sorunlar yeniden gündeme geliyor. Çatı Partisi girişim toplantılarında dillendirilen örgütlü güçlerin ortak partiyi dışarıdan desteklemeleri önerisi daha anlamlıdır. Böyle olursa örgütlü güçlerin ne düzeyde katılacakları, üzerinde tartışılabilir bir konu olur. Sonuç olarak muhalefet güçlerini derleyip toparlayarak genişletip büyütecek ve toplumsal gündemlerde inisiyatif alabilecek önerilere açığız. Verili öneriler bütün yönleriyle açıkça tartışılmalıdır. Ancak sürecin, farklı inisiyatiflerin birbirine sırtını dönerek, kendine yeni dese de aslında “benim olsun”cu gibi eski hastalıkları sürdürmekte ısrarcı iki veya üç yeni parti girişimine dönüşmesine karşı çıkarız. Muradımız eski bölünmüşlüklerin yeni zeminlerde yeniden üretilmesi değildir. 1990'lardaki HEP ve ÖDP’de çatallaşan süreçten bu dersleri artık çıkarmış olmamız gerekiyor. İstikrarsızlaşan bir dünyada çok kritik bir dönemeçte, çok kritik bir coğrafyada bulunduyoruz. Bu dönemde “yeni” olan stratejik yaklaşımlarla tarihsel bir buluşma gerçekleştirmektir. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||