Güncelleme:
08.11.2006
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


1.2 MİLYAR İNSAN, NÜKLEER SAVAŞ KABUSUYLA YAŞIYOR

Binlerce sivil, Keşmir'deki evlerinden kaçıyor. Hindistan ve Pakistan ordularının müdahalesi arttıkça ölüm de artıyor. Hindistan ve Pakistan arasında çıkabilecek bir savaş, toplam 1.2 milyar insana nükleer bombaların tehdidi altında savaş kabusu yaşatıyor. Pakistan askeri diktatörü General Pervez Müşerref, 3 füzeyi ateşleyerek test etti. Bu füzeler, Hint şehirlerinin çoğuna nükleer savaş başlıklarını gönderebilecek kapasitede. Hindistan da benzer füzelere sahip. Hindistan ve Pakistan'ın Keşmir'de toplam 1 milyon askerleri var. Bu ülkelerde 500 milyon insan günde 1 doların altında gelir elde ediyorlar. Ancak her iki ülkenin yöneticileri de, her şeyleriyle silahlanmışlar. 1993-2000 tarihleri arasında her iki ülkenin toplam silah alımı 20 milyar dolardan fazla.

ABD'nin Afganistan savaşıyla birlikte, başta ABD, İngiltere ve Türkiye olmak üzere, ülkeler bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştılar. Hindistan ve Pakistan arasındaki rekabet istikrarsızlığı daha da arttırıyor.

Emperyalist ülkeler, her iki ülkeyi de silahlandırdılar. Her iki taraf da kendisini ABD'nin "teröre karşı savaş" sloganıyla haklı göstermeye çalışıyor. Afganistan savaşı boyunca her iki ülkenin hükümetleri de ABD'nin desteğini almak için bölgedeki asıl güç olduklarını göstermeye çalıştılar. Bir yanda 1999'da ordunun desteğiyle iktidarı alan ve tutmak için büyük çaba sarfeden askeri bir diktatör, diğer tarafta üyeleri Hindistan'ın Ujarat eyaletinde Müslümanlara karşı büyük bir katliamı organize eden hükümet.

Afganistan'a ölüm götüren ve Irak üzerine savaşlar planlayanlar, Hindistan ve Pakistan'a barış getiremezler. Bu barışı sağlayacak olanlar, çoğunluğu korkunç bir yoksulluk içinde yaşayan oradaki yüzmilyonlarca insandır. Onların da sınırın her iki tarafındaki rakip çeteleri reddetmek için her türlü nedenleri var. Pakistan ve Hindistan arasındaki savaş durumunun en büyük kurbanı Keşmir'de yaşayan insanlar oldu. Her iki devlet de Keşmir'i koruduklarını iddia ediyor.

Keşmir, 1947'deki Pakistan ve Hindistan devletlerinin yaratılması sırasında bölündü. 1947'den bu yana üç kez Keşmir nedeniyle savaş yaşandı. Hindistan devleti, işgal altında bulundurduğu yerlerdeki çoğunluğu Müslüman olan insanlara karşı korkunç saldırılar gerçekleştirdi. Pakistan, bu saldırıları Keşmir Müslümanlarının koruyucusu olduğu iddialarını yükseltmek için kullandı. Aslında bütün Keşmir'i ilhak etmek istiyor. Ve kendi işgali altında bulunan yerleri tamamen anti-demokratik olarak yönetiyor. İktidar, Keşmirlilerde değil, Pakistan devletinin görevlendirdiği yöneticilerde. Keşmirliler, ne Pakistan ne de Hindistan devletinin kontrolü altında özgür olabilirler. Bu, Keşmir'in bağımsızlığı için savaşanların mesajı. Hem Hindistan, hem Pakistan devletleri milliyetçiliği korkunç bir şekilde kışkırtıyorlar.

Ancak her iki ülkede de barış kampanyaları yapılıyor. Diğer ülkelerdeki insanların yapacağı en büyük şey, küresel düzeyde savaşa karşı durmak. Ve bunu başarabilmek için de, Bush'un 'teröre karşı savaşı'na karşı mücadele etmek gerekiyor.

NÜKLER ÇILGINLIK

Ø Eğer onları durdurmazsak, düğmeye gerçekten basacaklar

Ø> Kazayla kaybedilen ve bulunamayan ABD'ye ait nükleer bomba sayısı: 11

Ø> 18 ay içinde yanlış nükleer saldırı alarmı: 147

Ø> Küresel askeri harcama dakikada 1 milyon dolar, günde 1.440 milyon dolar.

Ø> ABD’nin yıllık askeri harcaması 396 milyar dolar; oysa yılda sadece 50 milyar dolara herkesin sağlık sorunları çözülebilir.

Ø> Hergün 24 bin insan açlıktan, 8.700 çocuk ishal ve kızamıktan ölüyor.

"Dünyamız, 4,600,000,000 yaşında. Ve bir öğleden sonra yok olabilir."

Hindistan ve Pakistan arasındaki savaş tehdidi, nükleer silahların yarattığı korkunç yıkımın ne kadar yakın olduğunu tekrar gözler önüne serdi. Her iki ülkenin liderleri de, açıkça "1. vuruş veya 2. vuruş"tan bahsederek nükleer başlıkları kullanmaktaki istekliliklerini gösterdiler. İki ülkenin toplam nüfusu 1.2 milyar kişi. Bu iki ülke arasındaki nükleer bir çatışma, on milyon insanı 1 dakikada öldürebilir.

Nükleer silahları kullanmaya hazır olan sadece Hindistan ve Pakistan değil. Bush hükümeti de nükleer başlıkları dünyadaki hedeflere doğru yöneltmeyi amaçlıyor. Nükleer durum değerlendirmesi üzerine kamuoyuna sızan raporda, ABD hükümetinin bir nükleer saldırıda vuracağı ülke listesi veriliyor. Bu ülkeler arasında Libya, Suriye, Çin, Irak, İran ve Kuzey Kore var.

Daha on yıl önce ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaşın bitmesi nedeniyle bizlere barış içinde yaşayacağımız sözü veriliyordu. Ancak dünya, bugün çok daha tehlikeli bir yer.

Bugün dünyada soğuk savaşın dorukta olduğu zamandan çok daha fazla, 33 bin kadar, nükleer silah depolanmış ya da dünyanın çeşitli yerlerine yerleştirilmiş durumda. ABD ve Rusya arasında yapılan son nükleer başlıkların azaltılmasına ilişkin anlaşma tam bir rezalet. ABD, 4 bin savaş başlığını aktif kullanımdan uzaklaştırarak, çoğunluğunu depolamaya devam edecek.

Bu silahlar, 1945'te Hiroşima ve Nagazaki şehirlerini yerle bir eden ABD nükleer silahlarından 40 kat daha güçlü. Artık nükleer silahlara sahip olan sadece ABD ve Rusya değil. Çin, Fransa, Hindistan, İsrail, Pakistan ve İngiltere de nükleer silahlara sahip. Bir dizi ülke de nükleer gücünü geliştirmeye çalışıyor.

Bu, bölgesel çatışmaların nükleer yıkıma dönüşme kapasitesinin arttığını gösteriyor. En korkutucu gerçeklerden biri de, 4500 kadar nükleer silahın alarm durumunda beklemesi. Hepsi dakikasında ateşlenmeye hazır. Bütün bunların üstüne ABD, Yıldız Savaşları Füze Savunma Sistemi'ni geliştirmeyi planlıyor. Bu sistem, uzaydaki uyduları kullanarak ABD'nin nükleer silahları kullanması sonrası gelişecek karşı saldırıları engellemek üzere kullanılacak.

Bu durum kaçınılmaz olarak ABD teknolojisini yakalamak için rekabet eden diğer güçlerin yeni bir silahlanma yarışına girmesine yol açıyor. George Bush, yapılan tüm silahsızlanma anlaşmalarını çöpe attı. Geçen yıl anti-balistik füze anlaşmasının "geçmişe ait bir kalıntı" olduğunu ilan etti ve "özgürlüğe aşık insanların geleceği keşfetmelerini engellediğini" söyledi.

ABD, kendi deyimiyle 'getirisi az' nükleer silahlar geliştiriyor. Bunlara 'insancıl silahlar' adını veriyor. Eşsiz bir öldürme kapasitesine sahip nükleer silahların kullanımını 'normalize' etmek istiyor.

Yöneticilerin nükleer bir soykırıma girişmesi tehdidi, her zamankinden daha yüksek. Hintli yazar ve kampanyacı Arund Hati Roy şöyle diyor: "Dünyamız, 4,600,000,000 yaşında. Ve bir öğleden sonra yok olabilir."

Nükleer Silahlar Kapitalizmin Bir Parçası

Dünyada askeri hakimiyet sağlama yarışı, dünya yoksulları ve açları tarafından ödenen çok yüksek bir fatura ile gerçekleşiyor. 2. Dünya Savaşı sırasında ABD hükümeti atom bombasını ilk geliştiren olmak için her şeyi yapmaya hazırdı ve bu amaçla 1940 ve 1945 arasında 20 milyar dolar harcadı. Tüm bu çaba, insanlık tarihinin en yıkıcı silahını üretmek içindi.

2. Dünya Savaşı sonrası ABD ve SSCB arasındaki silahlanma yarışı, tüm sistemin önceliklerini belirledi. Kullanıldığında tüm dünyayı yok edebilecek silahları geliştirmek üzere binlerce uzmanın birikimi ve korkunç paralar harcandı. 1940 ve 1996 arasında ABD'nin nükleer silahlara 5.5 trilyon dolar harcadığı ortaya çıktı. ABD halen nükleer programları için yılda 35 milyar dolar harcıyor. Son Yıldız Savaşları Füze Savunma Sistemi'nin yıllık bütçesi, 8 milyar dolar. Toplam maliyeti de, 200 milyar doları aşabilir. Çok ihtiyaç duyduğumuz kaynaklar, müthiş bir şekilde böylesine israf ediliyor.

Dünya askeri güçlerinin mantıksızlığı ya da silah şirketlerinin komplosu olamayacak kadar büyük paraların harcandığı nükleer silahlar, ekonomik, politik ve askeri rekabet üzerine yükselen, bütünsel bir sistemin mantıklı ancak inanılmaz korkunç sonucu.

Büyük uluslararası şirketler, kendi ulusal devletlerinin sınırlarını aşarak küresel düzeyde kar peşinde koşuyorlar. Bu ekonomik rekabet, askeri rekabetle kol kola yürüyor ve sıcak çatışmalara dönüşme tehdidini içinde barındırıyor.

Ancak, nükleer silahların yarattığı dehşet, normal veya kaçınılmaz olarak kabul edilmemekte. Bu silahların geliştirilmesi, büyük protesto dalgalarının yaşanmasına yol açtı. 1950'lerde hidrojen bombası geliştirildiğinde, Nükleer Silahsızlanma Kampanyası (CND) İngiltere'de büyük gösteriler örgütledi. 1980'lerin başında Ronald Reagen ve Margaret Thatcher liderliğinde yeni bir soğuk savaş tehlikesi ortaya çıktığında Avrupa'nın her tarafında yüzbinlerce insan nükleer bombalara karşı gösteriler yaptı.

Bugün yine nükleer silahlara karşı protestolar büyüyor. Geçmişte nükleer savaşları bir sapma ve kapitalizmin diğer çılgınlıklarından ayrı bir şey olarak görmek kolaydı. Ancak bugün, silahlara ve savaşa karşı kampanya yapan aktivistlerin çoğu, bunu tüm sisteme karşı bir mücadelenin bir parçası olarak görüyorlar.

Rus devrimcisi Lenin'in de yazdığı gibi, "dünya kapitalizminin anarşisi kendisini devlet örgütlenmelerinin çatışmaları veya kapitalist savaş olarak ifade ediyor." Nükleer silahlar barışı garantilemiyor. Lenin'in yazdığı gibi, modern kapitalizm altında barış süreçleri olsa olsa "kaçınılmaz olarak savaşlar arasındaki soluklanma molasıdır."

Antikapitalist; Sayı 17; Temmuz 2002

'Dünyada Durum' sayfasına dön
sayfa başına dön