Güncelleme:
15.11.2006
             

 

Site içi arama


google'da ara
antikapitalist'te ara


AVRUPA BİRLİĞİ’YLE NE ZORUMUZ VAR?
SELANİK'TE NE İŞİMİZ VAR?

“AB demek insan hakları demek, devlette şeffaflık, yargı sisteminde reform demek, daha fazla demokrasi demek, daha fazla özgürlük demek... mi acaba?”

- Türkiye nüfusunun %80'i AB taraftarı. Derin devletten, yoksulluktan, işkenceden bıktık. AB refah, barış, demokrasi getirecek diye düşündüğümüz için AB yanlısıyız. Bu kadar güzelse neden AB zirvesini protesto ediyoruz ki?

- AB'yi daha çok egemen sınıfın reklamlarından tanıdığımız için konu hakkında yanlış bilgileniyoruz. AB, ancak egemen azınlığa refah getirebilecek bir ekonomik sistem. Kamu harcamalarında reform demek işten atılan işçiler, bol özelleştirme, kısılan sağlık ve eğitim bütçeleri demek. Faizlerden, silah harcamalarından bahsedilmiyor. Bunun sebebi, AB'nin de dünyanın geri kalanı gibi ancak paraya para kazandıran, emeğin para etmediği bir kapitalist işleyiş üzerine kurulu olması. AB'ye girmek, bu ekonomik dayatmaların tümünün altına peşinen imza atmak demek.

- AB'nin getirdiği birtakım rahatlıklar olabilir. Örneğin vize problemi olmaz, sınırlar açık olduğu için istediğimiz yerde çalışır, istediğimiz yere yerleşiriz, istediğimiz okula gideriz. Ama kimdir bu fırsata sahip olan? Yeterli imkanı olanlar. Yani parası olanlar. Yani TÜSİAD, Sabancı ve Koç sülaleleri, ve benzerleri. Ne anladı fakir fukara bu işten? Bir de Avrupa Kalesi mevzuu var. AB güçlü surlar aracılığıyla kendi sistemlerinin mağduru olan göçmenleri ölüme gönderiyor. TIRlarda, gemilerde ölümden kurtulup kale içine girebilenler ise sefalet kamplarında tutuluyorlar. Tabii bu arada ırkçılık körükleniyor.

- AB'ye girmek demokrasi ve insan hakları demek değil. Bir AB ülkesi olan Fransa'da işkence, ırkçılık devam ediyor. Ayrıca azınlık demokrasisi olduktan sonra ne anladım ben bundan.

- AİHM'de hükümetine dava açmak için birkaç bin Euro harç yatırabiliyorsan (mesela Tayyip gibi), avukatın varsa AİHM senin için adalet sürecini mis gibi işletir. Bu arada adalet orada da mülkün temeli. Zaten biz deki yasalar oralardan alınma değil mi!

- Bu ülkede AB karşıtı olan muhafazakarlar, faşistler, aşırı sağcılar ve ordu ile ortak hiçbir yönümüz yok. Onlarla asla aynı kampta yer almayız. AB karşıtlığımızın temelinde (İP, EMEP, TKP gibi) ulusal çıkarlar da yok. AB, bolca reklamı yapıldığı üzere, sorunlarımıza çözüm dertlerimize deva olmıycak. Refah, demokrasi ve daha fazla özgürlük mü istiyoruz? O zaman mücadeleyi sermaye sınıfıyla aynı yerde durup veremeyiz, çünkü onların gerçek talepleri bunlar değil. Oturup pasif pasif AB'nin bize demokrasi, refah ve özgürlük getirmesini mi bekliycez, yoksa Fransa'daki, Ankara ve İzmir'deki gibi çoğalıp büyüyerek mücadele mi edicez? Bu sistemde hak verilmiyor, alınıyor. Gerçek çözüm, sistem karşıtı hareketleri ve işçi sınıfının küresel direnişini büyütmekle gelecek.

- Selanik'te AB zirvesi toplanıyor. Adı üstünde, Avrupa'nın zirvesi, yani tepemizde oturanlar, egemenler. Avrupa ordusu kurmaktan, krizi nasıl aşacaklarından, özelleştirmelerden bahsedecekler. Bunlar bizler için daha fazla işsizlik, cebimizden daha fazla silah, savaş uçağı, bomba parası çıkması; eğitime, sağlığa, sosyal güvenlik haklarımıza daha az bütçe anlamına geliyor. Biz de YOK ÖYLE YAĞMA!!! demeye gidiyoruz. Canlarını sıkmaya, yollarını tıkamaya, sesimizi duyurmaya gidiyoruz. Başka Bir Dünya Mümkün diyenler, neoliberalizm alternatiflerini tartışmaya gidiyorlar. Irkçılığa, Avrupa ordusuna, Avrupa emperyalizmine, küresel savaşlara karşı küresel direnişimizi Selanik'e taşıyoruz!

AZINLIK DEMOKRASİSİNE KARŞI DOĞRUDAN EYLEM

Kapitalizmde demokrasi dedikleri tam bir azınlık demokrasisidir. büyük çoğunluğun dünyanın kaderinin belirlenmesinde hiç ama hiç söz hakkı yoktur. bunun en açık kanıtı AB, DTO, DB, G8 gibi sermaye odaklarının toplantılarıdır. bu toplantılarda bir araya gelen bir avuç yönetici, çok uluslu şirketler, tekeller ve bankalar başta gelmek üzere zengin azınlığın çıkarları doğrultusunda karar alırlar. ve ülkelerine dönen hükümet temsilcileri bu kararları uygulamaya sokmaya çalışırlar.

işte 1999 kasımında Seattle’da başlayan WTO(Dünya Ticaret Örgütü) toplantısının 90 bin kişi tarafından kuşatılıp iptal ettirilmesiyle başlayan süreç, doğrudan demokrasi için doğrudan eylem sürecidir. Cenova, Prag ve diğer küresel direniş eylemlerinde yapılmaya çalışılan şey budur. Üstelik bunun küresel birlikler yoluyla yapılıyor olması ezilenlerin tarihsel olarak yakaladıkları oldukça üst bir boyuttur. Türkiye’den Selanik’e gitmenin bir anlamı da bu paylaşımın bir parçası olmaktır.

Antikapitalist; Sayı 24; Haziran 2003

'Avrupa Birliği' sayfasına dön
sayfa başına dön